Bahar 2012 Honda Integra – NC700 – Crosstourer – 2012 VFR 1200 / Aprilia SRV 850

Malum her sene Eicma fuarıyla birlikte Avrupa’da motosiklet dünyası anlamında ne olup bittiği anlamında bir öngörü olabiliyor aklımızda. Bu yazı biraz yeni modeller & güncel konular üzerine olacak.

Motoplus fuarı Türkiye’de bahar aylarında yapılacak ama Motorbike dergisi bu sayısında kendilerine yer tahsisiyle ilgili kesin bir cevap dönülmemesi sebebiyle fuara katılmayacağını açıkladı. Sağda solda benzer söylentileri duydum. Bu sene fuarda kim nerede yer alacak göreceğiz ama fuarın yıldızı Eicma’dan belli gibi. Honda bu sene çok sıkı geliyor. Ben bir Honda motosiklet kullanıcısı olarak inanın buradan kıyak geçmeyeceğim. Honda globaldeki öncü rolünü gittikçe güçlendiriyor.

Geçtiğimiz ay bir gelişme de Kawasaki cephesinden geldi. Dünyaca ünlü motosiklet sporcumuz Kenan Sofuoğlu önümüzdeki sene Supersport şampiyonasında Kawasaki ile yarışacağını açıkladı. Bence daha da önemlisi hemen ardından bir alt kategoride (Superstock 600 cc) yarışacak ismin Toprak Razgatlıoğlu olacağının açıklanmış olması. Gelecekte çok kez duyacağımız bu ismin Kawasaki ile ağabeyi Kenan Sofuoğlu izinde ilerlemesi çok güzel haber. Umarım memlekette de Kawasaki daha iyi bir şekilde distributor anlamında temsil edilebilir ki yedekparça & servis anlamında daha az düşünerek bizler de Kawasaki motosiklet kullanma şansına erişiriz.

Konuya dönüyorum ;

Eicma fuarının Honda yıldızlarına geçelim.

Integra denilen bir modelle geliyor Honda. Çok ilginç 17 inch lastikli bir scooterımtrak bir motosikletten bahsediyoruz. Tüm scootercı arkadaşlar merakla bekliyorlar. Umarım fiyat olarak da uygun olur. Internette üzerinde şık bir hatun uzanırkenki halini bulamadım bu gayimtrak amcalı fotodan motorun boyutları çıkarsanabilir.

Daha önce VFR 1200 de de kullanılan dual clutch mevzusuyla birlikte Honda hiç çaktırmadan bizi alıştırmaya başlamış bile konuya. Vitesi otomatik ayarlanacak olan dana kadar lastiklere sahip ve scooter gibi grenaja sahip bir motordan bahsediyoruz. Virajda nasıl olacak merak ediyorum.

Buna karşılık olarak Aprilia SRV 850 var ki yine büyük lastikler ve şık italyan dizaynı sözkonusu. Fakat bu model Türkiye’ye getirilir mi? Gelirse satın alınıp pert edilmesi kaç gün alır merak içindeyim. Malum daha önce gelen GP800lerden piyasada temiz bulmak namümkün. Scooterda mevzu başka bir boyuta taşınıyor. Silverwing mi alsam Burgman mı alsam diye düşünen arkadaşlara yeni çığırlar açılıyor.

VFR 1200 demişken 2012 de VFR 1200 de de ufak değişiklikler var. Hala VFR 1200 kullanmak kısmet olmadı. Geçtiğimiz yaz o kadar çok VFR 1200 incelemesi okuduk ki biz alıp yazmak istemedik. Artık kısmet yeni VFR 1200 e olur inşallah. 2 ciddi değişiklik var. Biri traction control eklenmiş !!! Asıl güzel mevzu ile torkta yaşanacak. Honda şehir içini de düşünmüş olsa gerek tork aralığını 2000-4000 devir arasında güçlendirmiş. Hadi hayırlısı.

Geçtiğimiz yaz hem motorbike dergisinde hem burada Crossrunner ı yazdım. Büyük bir heyecanla bekledik ama sokaklarda bolca göremedik Crossrunner ı. V4 800 cc gagalı motorla Honda yine bambaşka bir noktaya çekti bizi ve 2012 de de şaşırtmaya devam edecek.

Crosstourer modelinin fotoğrafları uzun zamandır internette dolaşıyordu. Ha geldi gelecek. Ha bu sene ha seneyeymiş derken Crosstourer suratını gösterdi. Bu sefer ablalı foto bulabildim :) Boyu posu endamı daha iyi görülebilir motorun.

Yamaha Super Tenere ye Honda dan bir cevap bekleniyordu. Ahanda cevap geldi ve fakat dört silindir olarak geldi. Daha önce de blogda konuştuğumuz üzere bu dört silindir üzerine yurtdışındaki rüzgar devam edecek gibi gözüküyor. Tel jant vs. çok şık ama sırada BMW buna ne cevap verir ben korku içinde bekliyorum. Üzerindeki motor ise VFR 1200 ün motoru. Yahu heryerde VFR 1200 çıkıyor karşımıza :)

Bir de NC 700 denen bir modelle karşı karşıyayız. Bu da NC700S ve NC700X olarak iki makyajla karşımıza çıkacak. Üzerindeki 700cc motor yeni transalpte kullanılan motor. Yine debriyaj sisteminde değişiklikler var sanırım ama gelince daha doğrusunu öğreneceğiz.

NC700X sanırsam Crossrunner a param yetmedi veya çift silindirden şaşmam hoca diyen adam için iyi bir seçim gibi. Bu arada Crossrunnerda askeri kamuflaj desenli bir depo rengi dışında bir farklılık yok. Bana ilk görünüşü çakma crossrunner gibi geldi. Jantları çirkin gözüktü gözüme. Şimdi orijinalini görmeden çamur atmayalım. Zaten NC700X Crossover diye geçiyor ismi.

NC700S ise daha bir naked çift silindir hornet tadında bir motor olmuş. Umarım bu iki model fiyat açısından olumlu alternatifler olur. Çılgın ablalı fotoğrafı da ekte :)

Honda markası dışında inceleme fırsatım pek olmadı. Buradan bir ikinci başlıkta işkembe-i kübra dan atmaya çalışırım.

KTM Duke 125 testi

KTM nin 125 cclik bir süper ufaklığı var. Adı Duke 125. İlk duydugumda ses benzeşmesi nedeniyle olsa gerek aklıma ilk olarak Big Lebowski geldi. Filmin başından sonuna kadar Dude Dude diye ortalıkta gezinen Jeffrey Lebowski yi motorun üzerinde hayal ettim, white russian içip dudeluyordu :) Hayalgücü işte !

Sonra aklıma çocukluğum geldi. 90 lı yılları ve Duke Nukem i hatırlayan varsa hemen hemen aynı yaşlardayız demektir. Duke Nukem için Megadeth in yaptığı şarkıyı da sevenler el kaldırsın :) Şaka bir yana gözlerinizi kapatıp dinleyin şarkıyı ve KTM Duke kullanınca neler hissediyorsanız aynısını hissedeceksiniz :) (Konuya dönmem lazım bir yerden.)

Geçtiğimiz ay VFR 800 Crossrunner ı alıp test edecektik. Crossrunner testten bir süreliğine çıkartıldığı için yapamadık. Bunun yanında Duke u de merak ettiğimi test sürüşü için alacağımı facebook grubundan söylemiştim. Kaan kardeş sağolsun ilgi gösterdi. Beraber gidip Spormoto dan alıp test sürüşü yapmış olduk.

Modelin adı neden Duke bilmiyorum. Muhtemelen Naked olduğu için Duke 690 , 690 R dan sonra aynı kategoriye oturtuldu KTM tarafından. Öyle Lordlar kamarasından çıkmış bir model değil bildiğin sokak çocuğu ama çok keyifli alet :) 6 vitesi var !! 105 km den sonra altıncı vitese attım. Yavaş yavaş ilerliyordu hız göstergesi. Trafik ve kalbim el vermedi :) Ufak tefek mini piti bir alet. Sele Boyu 81 cm dediler. Benim boyum 180. Bana biraz ufak kaldı ama 160 – 170 aralığında çok ağır olmayan arkadaşlar için hem havalı hem şık bir duruş sergiler.

Tepkileri 125 cclik bir alet gibi değil. Gayet atak. Oturuş pozisyonu biraz hafif kanatlanacakmış gibi bir hissiyat içinde oluyor. Olumsuz bir özellik olarak söylemiyorum. Motorun duygusu, keyfi çok güzel. Ben lastikleri geniş olduğu için son hızda biraz azalma yaşar diye düşünüyordum ama gayet seri ve hızlı. Bunun yanında yere tutunması da gayet başarılı. 2 kişi denediğimiz için birimizde YBR 125 vardı. Dönüşümlü olarak motoru kullandık, birimiz Duke u test ederken diğerimiz YBR ile takip ediyordu. YBR nin takip etmekte çok sıkıntı yaşadığı anlar oldu :)

Motor yurtdışında da Türkiye’de de çok tuttu. Bu sene 67 adet geldi ve vergi indiriminin de yardımıyla hepsi fuar sonrasında satıldı diye duyduk. Fiyatı 4000 EUR. Fiyatı bir KTM için çok uygun , fiyakası cakası da bu fiyatın içinde.

Yurtdışındaki videolarında modelin genç yönüne ağırlık göstermişler.Özellikle stickerlarla değiştirebilir renkleri önemli bir özelliği. Bu hikaye önümüzdeki dönemde birçok modelde karşımıza çıkacak. “Create your Own” demiş KTMci amcalar. Klasik turuncu rengi dışında altta görülebilecek bir renk kombinasyonunda kullanmak mümkündür deniliyor. Yurtdışında farklı renkler de mevcut. Stickerların fiyatı nedir ne değildir bir fikrim yok. Deponun üzerindeki kısım turuncu ve bir koruyucu parça gibi geldi bana, renk değişimi için bu vb. parçaların da değişmesi gerekiyor olabilir. Kabuğu ne kadar değiştirirsen değiştir, fren diskleri turuncu kalıyor. İlla ki ben KTM yim diyecek yani :)

Genel olarak satın alınsa Parça, bakım vs konusunda üzer mi bilemiyorum. KTM kullanan arkadaşım hiç yok, o sebeple bilgi sahibi değilim. Yaklaşan zamanda göreceğiz.

Depo tasarımı çok hoşuma gitti. Depoya bacakların konumlanması çok ergonomik. Depoyu sıktığınızdaki kavrama hissi keyifli. Şehir içinde hem yüksek konumu hem dar yapısı ile inanılmaz rahat. Amortisör hassasiyeti başarılı.

Spormoto da Duke hakkında konuşurken hep yüzler gülüyordu. Genel olarak keyifli bir motosiklet , ufak cc olması atak yapısı vs. itibariyle firma çalışanlarının bile keyfini arttırmış gibi gözüküyor. Daha önce yurtdışı forumlarda okumuştum. KTM Duke le gelen başarı sonrasında 250 cc veya Avrupa cc vergi konumlandırması nedeniyle 300 cc bir Duke üzerinde çalışıyor diye duymuştum. Spormoto da 200 cc si yapılıyormuş diye duyduk dediler. Yani tam kaçlık olacağı muamma da olsa 200 – 300 cc arası bir Duke ü önümüzdeki senelerde görebiliriz. İnanılmaz keyifli olacaktır eminim.

Sürüş sırasında ortalama yakıt değerlerinde 1.7 !!! , 2.1 gibi değerler gördüm. İnanılmaz. 10 kuruşa gazla gazla ipe diz. Hemen ön maşanın üzerinde ready to race falan yazıyor aletin üzerinde ama 2 litreyle race meys olmaz. Olsa olsa işte YBR ye CBF 150 ye tokat atar. Gerçi ecnebi arkadaşların race mantığı bizimki gibi çalışmıyor ve o mantık bana daha keyifli geliyor. Çift zamanlı 50 cc scooterları modifiye edip kapışmaktan keyif alan insanlardan bahsediyoruz bizim gibi hayabusalarla kask dirsekte gezen mohikan bir yapı sözkonusu değil.

Egzostun yeri Yamaha Diversion da olduğu gibi yine motorun alt kısmında. Yeniliklere çok açık değilim. Ben bu konumlandırmayı bir türlü sevemedim. Diversiondaki gibi bir sıcaklık sıkıntısı yaşamadım Duke te ama yine de yandan bir egzost, performans egzostları seçenekleri yaratabilirdi. Bence tek olumsuz özelliği devir saatinin dijital ekranda artan çubuklar şeklinde olması. Özellikle yoğun güneşte göstergedeki deviri farketmek hiç kolay değil.

Son olarak şöyle demeliyim. (Bazı şeyler dışında) herşeyin küçüğü güzel :) KTM nin de küçüğü güzel diyebiliriz.

Motosikletli yaşam blogu facebooktan takip etmek ve yeni yazılardan haberdar olmak istiyorsanız, facebook grubuna üye olabilirsiniz ;

https://www.facebook.com/groups/133548306719337/

This slideshow requires JavaScript.

Create you own mevzusu ;

Duke 125 ile ufak bir stunt videosu.

İşin mühendisliğini de ucundan gösteren güzel bir video buldum onu da paylaşmak isterim ;

Yamaha Diversion XJ6 – 4 2 lik bir arkadaş

Güzellllll. Öncelikle demeliyim ki uzun süredir, şöyle kötü böyle dandik diye çamur attığım modellerden sonra güzel ve farklı bir motor sürme fırsatı buldum. Sizlerle paylaşacağım.

Sürdüğüm motor daha 324 km de 2011 model yepyeni bir motor, rodajda olması sebebiyle devirde 7000 devirin üzerine çıkmamaya çalıştım. Öncelikle oturuş pozisyonu selesinin işçiliği vs. Çok şık. Aynalar bildiğimiz süper kullanışlılıktaki Yamaha aynaları fakat aynalar katlanmıyor sanırım. Yere düşünce kırılıyormuş diye birşey duydum ☺ Fazer aynaları katlanıyordu. Bu araç Fazer 600 den 6 sene sonra çıkmış bir antiagresif ve süper smooth fazer’ın amcasının oğlu gibi. Gidişi, ivmelenişi değil ama sürüş ergonomisi vs. bana fazer 600 ü hatırlattı. Motor kısa ve aralara girmede, trafikte oldukça kullanışlı. Ağırlığı oldukça iyi ayarlanmış. Kompresyonu fazer da oldugu gibi gayet güzel.

Belki iddialı olacak ama ; bu motor bence çok çok çok iyi bir başlangıç motoru olabilecek nitelikte.
Motor üzerine oturduğunuzda kendisinin yeni nesil bir motor olduğunu hissettiriyor. Bu anlamda motorun titreşimi , sesi çok çok yumuşak. Frenler çok çok başarılı. Devir sayısı itibariyle bir 4 silindir bir motosiklet, redline 11.000 . Fakat ilginç bir şekilde sürüş hissiyatı çift silindir tadında. Tabi tamamen çift silindirin titreşimi, dar vites aralıkları olmadan bir çift silindir tadı… Motor sesi 4 silindir gibi değil de daha tok ve vites aralıkları ne bir CBF veya fazer kadar geniş ne de bir çift silindir motosiklet kadar dar. Kendi CBF im ile henüz altıncı vitesi görmedim, Diversionda altıncı viteste 140 km de 7000 devirde gördüm. Gayet makul bir motosiklet. Adeta mahallenin usturuplu çocuğu. 140 km den sonra ön cam rüzgarı kesmemeye başladı ama motorun genel dengesi çok iyiydi, ne bir kafa sallama ne de başka bir olumsuzlukla karşılaşmadım.

Bindikten 15 dk sonra sağ taraftan hafiften bir sıcaklık hissetmeye başladım, heralde egzosttan dedim devam ettim. İndiğimde egzosa dikkatli bir şekilde bakınca sıcaklığın nedeni belli oldu. Diversion un egzost dizaynı oldukça ilginç. Fotoğraflarda görebilirsiniz. İyi hoş güzel duruyor ama sağ taraftan sıcaklık veriyor. Daha önce Harley testinde “Yandım anam!” demiştim ama en azından homojen bir yanıktı bu. Diversion da sağ taraftan vurgun yemiş gibi oluyor insan ☺ Şaka bir yana , olumsuz bir özellik olarak söyleyebileceğim sanırım sadece biraz kısa ön cam ve egzost var. Bir de fren lambası çok küçük geldi gözüme ama şık duruyor o sebeple artı eksi nötrlendi ☺ Kornası öyle fukara ıslığı gibi değil, gürül gürül, gerektiğinde sesini duyuruyor. Lastik çapları Ninja 250 den büyük ve CBF 600 dan küçük ,yani dümdüz doğru orantı yapacak olursak bu iki model arasında bir viraj performansından bahsedilebilir belki ☺ Çok yatıp kalkacak viraj yapacak bir yolda kullanmadım, o sebeple yanlış yönlendirmeyeyim ama özellikle arka lastik bana ince geldi ama yolda hiçbir tutunma sıkıntısı duymadım. Özellikle ani fren denemesi yaptım gayet stabil ve güzel durdu.

Gösterge paneli muazzam şık olmamakla birlikte güzel (bkz; Fazer 600 ün muazzam şık paneli). En azından büyük bir devir saati var ve km göstergesi dijital. Artçı için rahat bir konfor sağlayacağına inanıyorum hem sele geniş hem de arka tutacak kısımları çok rahat geldi bana fakat artçı olmadığım için kesin birşey diyemeyeceğim.

Dört silindirin tepkileri daha yumuşak oluyor bu anlamda Diversion hem feci atak,seri olmamasını da işin içine katınca bence oldukça iyi bir başlangıç motoru olabilir. Tabii ki gerekli eğitim alındıktan sonra. Biri bana 20 milyar bütçem var sıfır motosiklet almak istiyorum farklı,herkesin kullanmadığı ve keyifli bişey olsun derse Diversion ahanda diyerek parmağımla gösteririm. Yakın bütçelerde bir tık pahalı olarak sıfır CBF 600 varken benim tercihim her zaman Honda olurdu. Ama zaman içinde daha fazla Diversion göreceğiz yollarda bunu söyleyebilirim çünkü güzel motor, insana keyif veriyor.

Güzel kardeşim güzel.

This slideshow requires JavaScript.

Yamaha Xcity incelemesi

Yakın arkadaşlarımdan biri bu sene motosikletli yaşama adım attı. İlk motoru da Yamaha XCity. 250 cclik motor grenaj ve görüntü anlamında oldukça şık. Bunun yanında lastik çağının büyük olması da şehir içinde bir avantaj. Kağıt üzerinde herşey güzel gözüküyor. Hatta eşime ilk motorunu alırken de Xcity düşündüğümüz modellerden biriydi. Kullanmadan önce kendime scooter alacak olsam yamaha Xcity alırdım ama kullandıktan sonra fikirlerim taban tabana değişti. Aşağıda açıklayacağım.

Açıkçası Xcity hakkında arkadaşım bana sorduğunda alayım mı dediğinde düşünmeden al dedim. Hem 250 ccye kadar uygulanan ÖTV indirimi ile 9000 TL fiyatıyla kaçırılmayacak fırsattı. Arkadaşım bunun dışında cruise motorlara bakıyordu ki ben sürekli kendisinin böyle bir motorla başlamasının kendisi için zor olacağını söylüyordum.

Motor 46 km deyken kullanma fırsatım oldu. Bugüne kadar scooterda sadece Piaggio grubu motorlarını kullandım. Yamaha Xcity yi kullandıktan sonra birkez daha “Scooter ise; Piaggio” fikri oluştu. Bu fikir tamamen sürüş zevki odaklı bir yorum tabii ki kişiden kişiye değişebilir bir durum ama benim fikrim bu.

Grenaj, ürün kalitesi, Sele işçiliği – görünümü bence çok çok iyi. Gösterge panelindeki işçiliği ise ben beğenmedim. Selesi çok rahattı. Oturuş pozisyonu dik ve artçılı sürüşte de rahattı. Kullandığım motor daha rodajını tamamlamamış olduğundan yapacağım yorumlar belki 6000 km sonra çok farklı olabilir. Arkadaşımın 6000 km kullanmasını iple çekiyorum ki yorumlarımı tekrar gözden geçirebileyim. Çünkü motorun hızlanması, gaz hassasiyeti ve fren performansı bana çok zayıf geldi. Mp3 250 kullandığım zamanlarla kıyasladım. Mp3 250 eşek yüküyle ağır bir motor olmasına rağmen hızlanması çok iyiydi. Xcity ise bana sağır geldi ki bu umarım ki rodaj süresinden kaynaklanıyordur. Dediğim gibi bugün olsa fiyat avantajıyla almayı düşüneceğim scooterdı kendisi deneyene kadar.

Bir de frenleri bana çok kötü geldi.Bunun rodayla çok alakalı olabileceğini sanmıyorum. Bildiğin kötüydü. Öndeki arabaya süzülürken haydaa diyerekten zor kıvırttım. Tabi motora alışınca bu da zamanla kontrol edilebilir hale gelir diye düşünüyorum ama frenlerin etki eşiği düşük gibi geldi. Bunun dışında motorun adında dahi şehir kelimesi geçse de hiç de city mity değil. Piaggio grubu motorların özellikle İtalya’da taşlı ara sokaklarda sürekli kullanıldığını biliyoruz.Artçılı kullanımda Xcity artçımla benim popolarımıza ara sokaklarda yol durumu geri bildirimi yaptı.

Şimdilik yorumlarım bu kadar, bu yorumlara güvenerek hareket etmeyin dediğim gibi rodaj bittikten sonra tekrar bakıp yazacağım o zaman kesin birşey söyleyebilir olurum sanırım.

Yamaha Fazer8 Fzr 800 – tombul agresif çocuk…

Kısa , çok kısa bir sürüş oldu fzr 800 ile. Verdiğim bilgiler bu anlamda çok ışık tutabilir mi bilmiyorum. Daha önce Fazer 600 incelemesi yapmıştım, onu 3 gün boyunca dolu dolu kullanma fırsatı bulmuştum. Aşağıdaki linkten ulaşılabilir ;

http://motosikletliyasam.wordpress.com/2011/06/27/yamaha-fazer-uzuuuuuun-bir-ikinci-vites-hikayesi/

Başlıkta da yazdığım gibi fazer 800 tombul agresif bir çocuğu andırıyor. Hani her ilkokulda olan yaşıtlarından daha iri, dondurma için kavga eden şişman bir çocuk gibi. Fazer ın dondurma için kavga ettiğini görmedim ama dbana 800 cc mevcut gördüğüm motorlardan daha iri geldi. Üzerine oturduğunuzda koskoca bir depo tankı ve ufacık bir ön cam görüyorsunuz. İkisinin arasında çok şık bir gösterge paneli ve devir kadranı var.

Vites aralıkları için fazer 600 + her viteste 30 km diyebiliriz. İkinci vitesin redlineına 155 te giriyor. Üçüncü viteste 189 gördüm daha da basmadım. Hangi ara 189 a geldi hiç anlamadım.

Virajda fazer 600 kadar stabil bir görüntü çizmedi bana. Motor ağır ve kalıplı olduğu için çok yatırmaya da çekindim açık söylemesi gerekirse. Fazer 600de de süper hatta hiper şekerlikte olan negatif tork(kompresyon) etkisi fazer 800 de de var. Gazı kesince güzel ve kontrollü bir şekilde yavaşlıyor. Fakat bu etki fazer 600 da çok daha iyiydi.

Frenler yine aman dikkat dedirtiyor. Frenleri kontrollü yapmak,güvenlik açısından bir tık boşluk bırakmak lazım. Dediğim gibi çok çabuk ve farkettirmeden hızlanan bir motor. Denediğim parkur kısa olduğu için çok fren denemesi yapamadım.

Fazer 800 alt devirlerde de üst devirlerde de çılgın. Kabına sığmayan bir canavar gibi adeta. Bunun yanında denediğim motorun üzerinde stok egzost vardı. Stok egzost motorun kendisi gibi kalın şişman birşey ama çok çok sessiz. Stok egzost dediğim gibi kalın ve büyük o sebeple yeni fazera performans egzost takılırsa üzerinde güzel durur mu bilemiyorum denemek lazım ama güzel bir egzostla sürüş zevki artabilir. Fazer 600 de çift egzost sele altındaydı, fazer 800 de ise sağdan tek şişko egzost konulmuş.

Aynalar , görüş açıları yine süper.

Artçı rahatsızlığı yeni fazer 800 de de baki kalmış. Fazer 600 de egzosun selenin altında olması genel sıkıntıydı ama yeni modelde sele rahatsız ve tutma yerleri dar.

Öndeki ters amortisorler daha fazla performans özelliği sağlıyormuş. Ben farkını anlayacak kadar süremedim.

Oturuş pozisyonu yine dike yakın.

Şehir içinde hiç deneme fırsatım olmadı. Ama tahminimce şehir içinde sıkıcı olabilir.

Ballandıra ballandıra anlatacak birşey bulamadım. Kısacası Racing e binmeyeyim fakat racing kadar performanslı süreyim. Son model motosiklete bineyim diyen adamın motorudur Fazer 800.

This slideshow requires JavaScript.

Suzuki SV 650 incelemesi – Meçhule giden bir gemi !!!

(Bu yazı Mamut Abi ye adanmıştır.)

Yeni bir arkadaşla tanıştık. Kendisi ilk motorunu alacakmış , Bakırköy den getirmeme yardım eder misin dedi. Aynı durumu ben de ilk motorumu aldığımda yaşamıştım. Neyse seve seve yardımcı olabileceğimi söyledim. Çok iyi,temiz bir arkadaş motorun yeni sahibi.

Satışı falan gün içinde o halletti, akşamüstü Bakırköyde bir galeriden motoru aldık. Motorla ilk önce arkadaşın kız kardeşini Bakırköy meydana kadar bıraktım. Giderken galerinin sahibi, abicim lastiklere hava bas dedi. Hava bas derken de şimdi şöyle karşıdaki istasyona git, ışıklarda dur düğmeye bas sonra tekrar bas geri dön vs. dedi. Yani yaya gibi git diyor. Neyse dedim yol üzerinde bulurum biyer. Neyse meydana gittim geri geldim şişirecek bir yer bulamadım.Motorun sahibi olan arkadaş beni bekliyor. Galeriden 50li yaşlarında göbele bir amca çıktı. Bakıyorum ben ne olduğunu anlamadan bana giydiriyor da giydiriyor. Diyor ki ; Abicim ben dedim arkadaşa sana söylemesini ama böyle gitmez düşersin bir yerde, böyle olmaz ki ama gençler biraz abilerinizi dinleyin vs. vs. Hani bazen size karşıdaki insan onyüzmilyonbaloncuk tadında konuşur da kalırsınız cevap veremezsiniz ya, aynen o durumu yaşadım. Geçiriyor da geçiriyor, sustukça daha da gaza geliyor. Galerinin sahibi de kızma Mamutçum gençler öğrenecekler,düşünce öğrenirler vs diyereken Mamutu pışpışlıyor bana da giydiriyor.

Şimdi arkadaşın babası da galerinin sahibinin arkadaşıymış, bişey de diyip zor durumda bırakmak istemiyorum. Ulan bu motor bu dükkandan çıkmadı mı bassaydınız ulan havasını diyerekten dalasım vardı ki arkadaş gözlerimdeki cinnet anını gördü motorun arkasına atladı hemen ve sabır çekerek çıktık.Bu arada motorun alınış hikayesi de ayrı bir durum, Mamut burada da rol oynadı mı bilmem ama galeri sahibi abicim bu motor iyidir, çift silindir iyidir arkadaş bunla bir başlasın,bir abimizin çok temiz bir motoru var, bunu tanıdık alsın şeklinde bir yönlendirme yapmış sanırsam.

Öncelikle söylemeliyim o motor iyi değil. İkincisi Mamut göbele, üçüncüsü ben artık geeeenç değilim.

Şimdi motora binebilmek için öncelikle pozisyon almak gerekiyor. Sanki işyerinizin patronu kıçınıza tekmeyi vuracakmış gibi popoyu dışarı çıkartın, yüzde Mamuta sinir olmuş bir sırıtmayla ileri doğru çeneyi kaldırın, eller çok önemli ; Mamutun gırtlağını sıkarcasına böyle iki yandan sıkıştırıyoruz. İşte bu SV 650 nin oturuş pozisyonu. Bu arada benim gibi göbeklice(zira göbele ile arasında derin fark var) biriyseniz göbekte depoyla bir oluyor. Yani göbek dayamacalı kıç çıkartmacalı bir oturuş pozisyonu var. Bacaklar sıkışık ve rahatsız edici. Gidon denen dava ters çevrilmiş bir V harfi ve motorun vucudunuzun tüm ağırlığını alan kısmı ters V nin ucundaki elcikler ve göbeğiniz. Göbeği olmayanlar kullanamaz inanın bana çünkü ellerim nasıl ağrıdı anlatamam. Şükür ki göbek yapmışız. Bu arada bu yazıyı aratırken google a Suzuki SV650 + göbek yazarsanız bir numara olacağı kesin :)

Motor Vstromda kullanılan motorun aynısıymış. Valla doğru mu bilmem bu bilgi ama yok yani. Vstromun motoruna pislik atmayacağım ama bu motosiklete o motor olmamış.Yok abi, numara yok. Bir kere bu tipte bir motorda çift silindir ı ıh. Bas bas bağırıyor. Motor çift silindir ama kadran bildiğin 4 silindir kadranı, ortada koskocaman bir devir saati mekanik km göstergesi falan. Düşünce 2012, motor 2007 model.

Akrapovic egzost üzerinde param param, param param paraaaaaaaaaaam yapıyor. O da şekil olsun diye koyulmuş yani. Bi atraksiyonu yok.

Arkadaşın başlangıç motoru olarak böyle bir hatayla başlamasına için çok üzüldüm, ama tez satıp doğru tercihi yapacaktır diye umut ediyorum. Farkına varına kadar Allah korusun umarım bir kaza yapmaz. Gerçi farkındalık farklı motorlar kullandıkça oluşuyor.İlk motorda insan bilene soruyor falan ama memlekette bilen çok olduğu için gol yemek pek mümkün.

Aynalar bir kere arkayı göstermiyor. Cidden ya, şaka gibi, oynadım karıştırdım, çektim ettim olmadı. Arkayı görmeden gidiyosun. SV 650 geleceğe bak diyor. Yanlarda biraz gözüküyor işte. Yanlarda websitesine sağdan soldan insanın kendi kolunun reklamı alınmış gibi gözüküyor. Yani sen yoluna bak önü arkayı karıştırma diyor motor. Bunun bir sebebi varmış ki sonradan farkettim. Frenler “Oh my God!” kıvamında. Arkayı yanı bırak, sen önüne bak diyor yani alet. Hızlı da değilim yani böyle 60 90 arası bişeydeyim. Trafik bir yığıldı. Önde bir pick up. Arka ve ön fren beraber sıktım. Meçhule giden bir gemi kıvamında yaklaşıyorum pickupa. Gondol gibi gidiyor alet. Neyseki durdu. Allah’ım sana geliyorum diyordum ki durduk. Tek frenden midir bilmiyorum ama lastikten de olabilir, üzerinde hala 2007 tarihli Dunloplar vardı.

Aletin oturuş pozisyonu zaten hiç alışık olmadığım bir hadise. Artçılı kullanıyorum, arka kısımda tutunacak yer yok. Sırtımda sırt çantası vardı. Arkadaş çantanın kopçalarına tutundu, bacaklarla da sıkabildiği kadar tutundu. Rüzgardan rahatsız olunca kafayı da benim sırtıma dayadı. Yani bitsin bu işkence diyor sanki. Umarım ilk motorundan zevk alır ama artçının durumu bu motorda cidden işkence.

Motor böyle kalın salatalık turşusu gibi bir kıvamda. Aralara girmek falan yemiyor bir garip hissettim kendimi. Yani hiç mi iyi yanı yok aletin. Kusura bakmayın, ben göremedim.Kullanan gören varsa desin ki hıyar turşusu sensin, sen ne anlarsın. Reysing gibin sabun gibin kütlemsi bişeydi.

Köprüye girdik ve sadece Türkiye’de olabilecek birşeyle karşılaştık. Tam ama tam köprünün ortasında serbest uçuşa geçmiş bir Bim torbası üzerimize gelmeye başladı. Malum köprüdeki arabalardan birinden serbest uçuşa bırakılmış heralde. Şimdi motorun arkasını göremiyorum. Ön lastiğe değdiğini gördüm. Arkayı da göremediğim için girdiğini biliyorum da çıktı mı emin değilim. Neyse dedim ; şimdi bu ön lastiğe dolanır yapışırız yere. Dörtlü çakar falan varmıydı motorda bilemedim, o anda kurcalayamadım da. Neyse Ayetel Kursi ve ön frensiz olarak köprüyü bitirdim sağa çektik. Akrapovic üstü Bim poşeti kızartma ile karşı karşıya kaldık. Hafif dumanlı böyle nargile cafede oturuyormuşuz gibi bir durum oluştu. Şerefisizin attığı poşet leş gibi yapışmış egsoz manifoltuna. Biraz elle yanmamaya uğraşarak temizledik bir şekilde geçtik karşıya. İlk durakta lastiklerin havasını verdik, benzin aldık. Motoru arkadaşın evine bıraktık.

Bu arada Bakırköy civarında 5 sene yaşadım. O dönemde motosiklet kullanmıyordum, Merter civarında bir trafik cinneti sonrasında hazır üniversite de bitmişken fırsat bilip pılımı pırtımı topladım İstanbul’u terkettim. 4-5 sene İstanbul dışında yaşadıktan sonra yine 7 tepeli şehrin başka bir tepesine kondum. Yalnız şunu söylemeliyim maslak taksim çizgisinin ilerisindeki Avrupa yakasında işler bambaşka. Trafik inanılmaz kötü, sürücüler motosikletliyi hiç mi hiç tanımıyor.

Bu da böyle bir anımdı.

This slideshow requires JavaScript.

Uzun dönem Honda CBF 600 incelemesi…

Deauville i sattım. Arkadaşımın 2007 model 24000 km deki karbüratörlü CBF 600 ünü aldım. Kısacası Çok mutluyum…
Zaten bundan bir ay kadar önce kısa bir incelemesini yapmış ve motora bayılmıştım. Bu inceleme sonrasında motora arkadaşım bir de MRA ön cam taktırmış. MRA camın keyfini sürmek bana kısmet oldu. Bu arada bir de fazer 600 deneme şansım oldu. Dört silindir de kararlıydım. Adım adım gidelim.

Neden Deauville i sattım ;
Aynı zamanda scooterdan vitesliye geçişimdeki ilk motorum olduğu için sürüş deneyimi veya denemesi olmadan aldım. Sonuç olarak Hayal ettiğim gibi değildi. Şehir içinde yorucu oluyordu. Bazı ailevi nedenlerle motoru satın aldığımda düşündüğüm uzun turları bu yaz yapamayacağım için şehir içinde yorgunluktan fazlasını veremedi Deauville.

Peki neden Fazer 600 almadım da CBF aldım ;
Fazer 600 bence hatayı çok fazla tolere eden bir model değil gibi geldi bana. CBF ise adı üstünde daha kullanıcı dostu.
Tek sürüş yapacaksam da yine artçılı sürüşlerim olacak ve CBF in art selesi daha kullanışlı. Fazerda çift egsozt selenin altında ve artçı için CBF ten daha rahatsız.
Fazer da frenler bana sakat geldi. En azından CBF te ABS var ( Bu cümle için duyacağım laflar daha şu andan kulaklarımı çınlatıyor :) )

Şimdi nereden başlasam nasıl anlatsam bilemiyorum. Tipik egzostan başlayayım. Benim motorun üzerinde Leo Vince performans egzos var. Sesi de öyle patır kütür değil ama şehir içinde yeterince farkediliyor. Zaten daha önce de söylemiştim CBF 600 ün en sevdiğim özelliği motorunun ve egzostunun sesi.

Motoru tek bir kelimeyle anlat deselerdi “Sakin” derdim. Ecnebicesi daha fazla bir fikir oluşturur. Abimiz tek kelimeyle Smooth. Vites geçişleri, gazı , tepkileri o kadar yumuşak ve sakin ki insan ister istemez hayran oluyor. Performans kriterleri herkese göre değişir ama CBF 600 öyle deli dehşet performanslı değil ama çok rahat bir performans veriyor.Anlatmak zor. Yani üçüncü viteste 120 km/h ile gidiyoruz diyelim. Başlıyoruz gazlamaya, 180 i buluyor ama öyle anında değil fakat bulduğunda sürüş zevki 120 km de olduğu gibi. Orası burası oynamıyor. CBF 600 harbi delikanlı. (Topcase delikanlıyı bozabiliyor) Amortisor ayarı en sertin iki sıkım altı olarak ayarladım. Arkadan kayma vs. yok.

Motorun ince olması çok büyük rahatlık. Özellikle şehir içinde.

En zevkli devir aralığı 7000 9000 devir arası.Yalnız “Houston we have a problem!”. Devirli giderken gazı kapattığımızda kompresyon Fazer da olduğu kadar olağanüstü zevkli değil. Yani yukarda Fazer ın frenlere pislik attım ama fazerda çoğu zaman kompresyonla frene gerek kalmadan yavaşlıyabiliyordum fakat CBF kandırıkçı gazı kapatınca hafiften bir kompresyon yapıyor ama yersen. Devamlı olarak yavaşlama sağlanamıyor. En sinirimi bozan da bu. Mevzu hacimle alakalı sanırım. CBF 1000 değil de 800 cc segmentinde CBF yer alsa belki sıkıntı aşılır. CBF 800 olsa yani tadından yenmez, öyle diyeyim. Yeni CBF 1000 de sanırım kompresyon daha başarılı denemedim, denemem lazım bir ara.

CBF 1000 de 3800 devirde cızırdama gibi bir problem varmış aslında problem de değil bu bir ses. CBF 600 de hiç sıradışı bir ses duymadım. Zaten aşık gibi onun sesini dinliyorum.

Vites aralıkları yaklaşık olarak Fazer a benziyor. Yalnız aralıklar fazerdan bir tık düşük gibi. 2inci vites fazerda 140 larda redline ken CBFte 120 – 125 te redline a girmese de değiştir diyor. Üçüncü vites 155 redline.

HA bir de bu arkadaş öyle redline a girince çiğ süt emmiş bebe gibi zonk zonk zortlamıyor. İnceden bir hınhınhın yapıyor ki anlıyorsunuz. Aynı şekilde ikinci viteste devirden düşüp debriyaj istediğinde çift silindir motorum Harıl gürül Waka Waka yaparken CBF 600 hafif hafif abi nerdesin diyor. Şakiradan Tüm çift silindir kullanan arkadaşlar için gelsin o halde… Yazı devam ediyor Şakira ya dalıp yazıyı es geçmeyin :)

Arka fren kesinlikle tek başına yeterli değil. Bir diş macunu reklamı vardı çocukken, önler iyi ama arkalar I-IH. Deauville kullanırken balatalar için aynen durum böyleydi. Combine ABS ile çoğu zaman arka frenle işi hallediyordum. Tabi bakımdan 3000 km sonra ön balatalar iyi ama arka balatalar I IH oluyordu. Gerçi Deauville i de topu topu 3000 km kullanıp sattım. 2010 kasada nasıldır bilmiyorum ama 2007 karburatorlu modelde ABS var ve fakat combine değil. İşte idare etmeceli devam…

Bu arada 2012 de CBF 600 ün de kasası değişiyormuş. CBF 1000 gibi bir gösterge paneli geliyor sanırım. Sırf bu nedenden yeni CBF 600 ü alabilirim seneye. Daha önceki CBF 600 test yazısında yazmıştım Nuh-u nebiden kalma gösterge panelinden vazgeçilsin hangi yüzyıldayız artık diye. Motorun bir diğer olumsuz yönü taş devrinden kalan kadranı.

Sele için 3 ayrı konum sözkonusu, benim aldığım arkadaşım benimle hemen hemen aynı boyda , biraz daha benden uzun sanırım fakat o en alt konumda tutmuş. İlk 2 gün denedim bacaklarım çok büküldü ve rahatsız oldu. En üst seviyeye aldık. Değiştirmek için 4 vida söküp ayarlayıp tekrar 4 vidayı takmak gerekiyor. En üst seviyeye alınca motorun sürüşü tam istediğim gibi oldu ( başta biraz yadırgadım gerçi çünkü bambaşka bir motor gibi geldi – baya farkediyor ) Fakat şöyle bir sorun var. En üst seviyeye alınca depoyla sele arasında yaklaşık 2 cmlik bir boşluk kalıyor. Serviste abicim istersen almayalım yukarı böyle kimse beğenmiyor vs. dediler. Motoru aldığım arkadaş da muhtemelen o sebeple değiştirmemişti. Bence en üst konum 180 gibi benim boyum posumdaki insan evladı için OK’dir. Sele yükselince trafik içindeki saygı sevgi hoşgörü arttı. Adamdan saymaya başladılar.

Şehir içinde inanılmaz inanılmaz inanılmaz kullanışlı bir motor. Feci rahat ve kullanışlı. Bildiğin 600 cc mobilet rahatlığında. Ben eşek yüküyle motorlar kullandıktan sonra bu bana tüyden hafif geldi. 220 KG ağırlık diyorlar ama yok , hiç hissedilmiyor.

Aynalar yine tipik Honda aynası. Oynaşmalı kıpraşmalı. Virajda yatınca yerin dibini göstermeceli. Bence dünyanın en fonksiyonel ve kullanışlı birkaç motorundan birine konulabilecek en saçma, en oynak aynalar. Fazer bu konuda 5-10 basar CBF e. Aynaların konumu Deauville de bir abuktu, çok öndeydi ve normal yükseklikte Fiat Doblo vs. tarzı hafif ticari araçlara tokat çakmasıyla ünlüydü. Virajda yatınca yol çizgilerini gösteriyordu. AYNI AYNI, bildiğimiz Honda aynası. Hadi hakkını verelim bari, CBF te ise Deauville e biraz daha iyi.

Bugüne kadar ilk seferde marş almaya alışmışım. Cikle YBR den sonra hayatıma girdi. Kapalı otoparkta yazın bile bir gece bekledi mi, cikle istiyor.

Üzerindeki lastikler Michelik Pilot Sport. Kışın Pirelli Scorpio takma durumu olabilir. Bakacağız.

Arkadaşımdan önceki sürücüsü ufak bir kaza yapmış Ön gaga ve kadran plastiği değişse daha şık olur ama günahı yaklaşık 750 TL. veresim yok fakat gözüme takılmaya başladı.

Bir ara STOMP tank grip alacağım mototaştan. CBF 600 e göre olanı yokmuş artık universal mi olur, nasıl olur bilmem.

Motorun topcase bağlantısı fren lambası ve arka sinyallerin görünümünü azaltıyor. Bir de motor simsiyah. Gece görünürlüğü biraz nanay. Bir çözüm bulacağız. Hiçbirşey yapmayıp bahara yeni yelkenler de(yeni CBF 600, yeni CBF 1000 , Fazer 600 ) açabilirim. Ne demiş Bob Marley ; Time will Tell. Bir yandan açın da fon olsun yazıya :)

Motoru aldıktan sonra birkaç çift silindir motor kullanma şansı oldu. Ama 4 silindirin rahatlığı, tepkisi, yumuşaklığı. Alt devirlerde titreşimsiz tepki vermesi , ikinci vitesin harman yeri gibi geniş olması falan filan beni çift silindire bundan sonra biraz zor döndürür. Hayır hayır, büyük konuşmak istemiyorum !!!

Zincir konusu yepyeni bir konu benim için, Detaylı girmiyorum şimdilik çünkü detaylı girişmedim mevzuya. 600 km oldu alalı motoru. Yarın bi zincir yağı sıkarım. Öncelikle bir yıkatacağım motoru. Yani neymiş, motoru yıkattıkça zincir yağı sıkacağım. Malum 600 km den aşağı yıkatmıyorum. Aslında son 250 kmyi bir günde yaptım. Hedefim her 300 de bir yağlamak ama iyi gözüküyordu yağ 600 e kadar bekledim. Ama ister artık.

Fan konusu başlı başına bir haz konusu. Deauville de fan açıldığında “Brüst! ne oluyoruz lan” oluyordum :) CBF 600 ün fanı ise tabiri caizse arı vızıltısı. (başka bir benzetme yapacaktım ama yüzyüze görüştüklerime söylerim buradan yazmayayım :) ) Fan sesi Çoğu zaman kasktan duyulmuyor bile. Öyle zırt pırt ta açılmıyor zaten.

Biraz şehirdışı yol yapmam lazım ki daha alışayım motora. Alıştıkça yazacağım. Zaten 10 gün kadar bekledim yazmaya başlamak için. Cidden benim için de yeni bir dünya. Motorun tepkileri vs. hayat kolaylaştırıcı belki ama yine de bugüne kadar ki tecrübelerimden çok farklı.

Kısa zamanda Rahmi Hoca yla bir ders yapacağız. Yine bambaşka bir ufuk açacak kendisi eminim. Kendisinin verdiği eğitimlerde paylaştıklarını blogdan yazmıyorum yazsam da mahallede Cem Yılmaz esprisi yapmak gibi olur.Kimse gülmesin istemiyorum :)

Bir sonraki eğitimi ne zaman yapacağız diye sorduğumda gülümseyerek “4 silindire geçince demişti” ki olay gününün akşamında Deauville i satışa koydum :) Umuyorum ki CBF sürüş anlamında da çok şey katacak bana.

( www.rahmibarutcu.com)

Biraz iç rahatlatması yapayım buradan. Deauville i sattığım arkadaş aradan 10 gün geçtikten sonra Deauville i sattı ve Fazer 600 aldı

Kısacası CBF çok keyifli, çok smooth ve kendini sevdiriyor.

Şarkılı türkülü oldu bu incelemenin başlangıcı ama Kış/yağmur performansı, artçılı sürüş konularında neler yaşayacağımı ve yazacağımı şimdiden ben de merak ediyorum.

10.Ağustos.2011 edit ;
Motoru alalı tam 1 ay olmuş. 24000 km de olan motorun 26000 km ye getirebildim. Aslında 26600 oldu ama yaklaşık 600 kmsini bir arkadaşım kullandı o sebeple 26.000 diye yuvalıyorum. Bir ayda 2000 km hiç de kötü değil. Şimdi biraz yorum yapma zamanı geldi. Daha önce de söylediğim gibi çok kullanıcı dostu bir motosiklet. Şehir içinde oldukça kullanışlı. Şehir dışında günde 300 km kadar yapabildiğim günübirlik geziler oldu. İlginç bir şekilde bugüne kadar beni en az yoran motosiklet bu. Sanırım ağırlığı ve ağırlığın dağılımı ile alakalı bir durum.

Motoruma artçı olarak da binme fırsatım oldu. İki sıkıntı gözlemledim arkadaki çantanın bağlantı demiri sebebiyle yan tutacakların zor tutulması ve ayak koyma kısımlarının biraz yüksek olması. Biraz daha altta olsaydı daha rahat olabilirdi.

Motoru kullanırken yaklaşık 10 gündür vites artışlarını ve düşüşlerini debriyajsız olarak yapıyorum. Debriyajsız vites geçişleri de çok yumuşak ve rahat.

Motorun üzerinde Leo Vince performans egsozu vardı. Bugün ne yazık ki susturucusu ben farketmeden yolda düştü. Susturuculu da susturucu olmadan da Leo Vince in sesi oldukça güzel geliyor.

Geçtiğimiz hafta bayan bir poliste 2011 kasasını gördüm ve çok rahat bir şekilde kullanabildiğini gözlemledim. Sele en düşük modda bayanlar için de gayet uygun. Bu arada ben de selesini en yüksek ayara aldım. İlginç bir şekilde sele ile motor arasında 2 cm kadar boşluk kalıyor bu ayarda. Çok sinir bir durum. Görüntü olarak güzel durmuyor.

Bunun yanında 100 TL karşılığında (68 USD) Stomp Grip taktım. Ayak kısmında kaymaz olan stomp grip Mototaş ta satılıyor ve viraj anında ayak kısmından daha iyi tutunma sağlıyor.

Şu ana kadar gördüğüm en fazla hız 175- 180 gibiydi. Buraya kadar herşey güzel,bu hızlardan sonra titreşim başlıyor ama rüzgar normalse titreşim de abartı değil. 160 a kadar çok çok stabil bir şekilde hızlanıyor. Şöyle desem daha doğru olur belki ; 0-120 hızlanması oldukça seri. 120 – 160 arası ise sakin bir şekilde hızlanıyor ama kesinlikle bu aralıktaki hızlanma ölü değil, sadece öyle zil takıp oynayan bir hızlanmadan söz edemeyeceğim. Örneğin fazerda bu aralıklardaki hızlanma da kuduruktu :) Bu arada pendik E6 bağlantı yolunda 135 km hızla radar yedim,günahı 290 TL oldu ve mideme oturdu :(.

9000 1000 devirlere çıkınca tork biraz ölü. En iyi torku 7000 civarında veriyor sanki (Honda web sitesinde 8250 diyor ama ben 700 civarında en yüksek tork hissediyorum) ve ben de genelde 6000/8000 aralığında kullanmaya özen gösteriyorum. Bir de 9000 devirlere gelince artık ivmelenme düştüğü için motordan 78 adet beygir bana koro halinde “AT AT AT AT” diyormuş gibi geliyor. Atıyorum yukarı vitesi korosal beygirleri düşünmekle zaman harcamıyorum :)

Güzel, Çok memnunum.

11.10.2011 edit ;
Birşeyler yazmanın zamanı geldi. CBF 600 le olan ilişkimiz 4500 km ye ulaştı. Öncelikle söylemeliyim ki. Hala çok memnunum.

Lastikleri yıl itibariyle değiştirmenin zamanı gelmişti. Üzerindeki lastikler Michelin Pilot 2 idi. İyi olmakla beraber mükemmel diyemeyeceğim. Geçmişte bundan sonra sanırım sadece Michelin kullanacağım lafımı yine yemek üzereydim. Umarım bundan sonra artık diş eksikliğinden değiştirebilirim. Yeterince km yapamadığım için Yaz aylarında son demlerini yaşadı lastikler. İlk yağmuru görmemle birlikte lastikler için de gereken adım atıldı. Öncelik olarak kışın da ıslak performansı olan bir lastik takmam gerekiyordu. Öncelikle MT90 Pirelli Scorpio takmak istedik. Maalesef piyasada yeni tarihli Pirelli Scorpio bulamadık. Bunun nedeni önümüzdeki sene itibariyle Avrupa da yürürlüğe girecek bir uygulamaymış. Önümüzdeki seneden itibaren kış lastikleri Avrupa’da motosikletlerde zorunlu tutulacakmış. Pirelli de Scorpio yerine yeni bir kışlık lastik üretmekteymiş. Bu durumda ilk seçenek Michelin Pilot Sport Roadtec 3 idi. Hatta ilginç bir şekilde Roadtec in diş profilinde ufak noktacıklar var. Bu noktalarda plastik çiviler vs. Kullanımı için midir emin olamadım.

Michelin Roadtec 3; CBF 600 e göre Ne yazık ki Türkiyeye arka lastiği gelmemiş bu sene (180 60 R17) . Rahmi Barutçu Hoca’nın Fazerına taktık ve performans olarak iyi emareler verdi. Bu lastik bulamama sürecinde Mototal Kızıltoprak ta Alaattin Balta Bey inanılmaz yardımcı oldu. Kendisinden lastikler takılırkenki kısa süre içerisinde motosiklet mekaniği, yağ ve lastik konularında öğrendiklerimi buraya yazabilmem imkansız. Derinlemesine burada da anlatabilmeyi isterdim ama eksik bilgi vermek istemem. Sonuç olarak CBF 600 e Pirelli Angel ST taktık. Birincil amaçı ıslak performansı olmasa da ıslak ve bozuk yüzey (asfalt) performansı yüksek olan turing temelli bir lastik. Daha 2-3 km kullandım ama gayet iyi hissettim tabi rodajı var – ne söylesem şimdilik yalan – ama buradan paylaşacağım. Yarın sabah erkenden Şile yoluna gideceğim için rodajı kolaylaştırmak amaçlı ufak bir zımpara yaptılar.

Motorun ilk sahibi (benim aldığım arkadaşım değil ondan önceki sahibi) sağa düşürmüş motoru ve koruma demiri olmasına rağmen sağ gösterge panelinin plastik kısmı kırılmış. (Bu arada bu bölge kırılıyor düşünce ne yazık ki koruma demiri yeterli olmuyor. Bunu düzeltmek için bi şekilde plastik boyası mı yapmış nedir. Kırçıllı kırçıllı kötü duruyordu. Aynı plastik boyasından ön burun kısmına da yapılmıştı ve inanılmaz kötü duruyordu. İki plastik grenaj parçasının sıfır fiyatı 1050 TL idi. Geçtiğimiz gün boya için Moto AS – Serdar Fidana motorun sağ tarafındaki ufak bir çizik için gittim. Bir baktım ki CBF 600 ün 2 parçası duruyor rafında. Fiyatta çok yardımcı oldu sağolsun. Orijinal sıfır parça fiyatıyla kıyas kabul etmeyecek derecede bir fiyata 2 parçayı aldım. Çıkma olan parçalar neredeyse sıfır gibiydi. Motorumun fiyakası düzeldi. Aslında kafamda depo üzerindeki 2 honda amblemini kırmızıya çevirmek ve jantlara ve motor bloku üzerinde birkaç kırmızı atarak renklendirmek vardı ama Serdar la bu halinin daha iyi olduğu kararını verdik ve olduğu gibi bıraktık. Görünürlüğü bu kış için aldığım sarı Hein Gericke montla arttıracağım ☺ Bunun yanında arka çantanın kırmızı kedigözlerini de led ışıkla frene bağlatacağım. Flaşörlü olarak fren anında yanıp sönecek. Yapıldığında fotoğrafları buradan da paylaşacağım.

Lastikleri değiştirirken çakmak çıkışı da gidon kısmına eklendi. Motoplustan alınan Sw Motecht çakmak çıkışı ile uzun süredir kullanamadığım iphone mount unu kullanacağım. Mount gidona konulduğunda yine fotoğrafları ekleyeceğim.

Bu arada bir günlük Bursa seyahatim oldu. Yola çıktığım andan itibaren garç gurç sesler gelmeye başladı motordan. Artık bir gün öncesinde mi oldu bilmiyorum arka lastik bilyalarını dağıtmışım ☺ Aslında bilya kendini önceden hissettirirdi dediler ama inanın hiç farketmedim. Halbuki motoru dinler sıkıntısını önceden hissederim ama oluyormuş demekki. Yolu zor gittim, döndüm. Gecesinde motoru Esengül’ün kapısına bıraktım. Bir de yağ değişti bahaneyle. Sanırım biraz daha nazik davranmalıyım motora karşı ☺

Frenle ilgili bir sıkıntım var. Birebir fazerla birlikte panik fren denemesi yaptığımızda bir problem göremedik ama genel olarak motorun frenajından memnun değilim. Hidrolik yağı yeni değişti. Balatalarda da problem yok. Şimdi lastikleri yeniledikten sonra tekrar bakacağım. 4000 km sonra 32.000 km de yağ değişimi ve genel bakımda performans balatası takacağız. Bunun yanında ön amortisör merkezi de ileriye dönük problem yaratabilir , terlemeye başlamış. Şu an için bir sorun yok ama performansa dönük ileride değiştirilmesi gerekebilir. İleride disk değiştirme zamanı geldiğinde ERC papatya diskler bir alternatif olabilir. Frenaj için kötü diyemeyeceğim ama bişeyler eksik. Sonuç olarak ilginçtir Deauville in frenajını çok özlüyorum.

edit 23.12.2011

Frenajla ilgili sıkıntı EBC fren balataları ile yuzde 80 oranında çözüldü. Bunun yanında amortisor borularının içindeki keçelerin yağ sızdırdığı farkedildi bununla ilgili olarak keçeler tek başına değiştirilemiyor. amortisor borularıyla birlikte değişmesi gerekiyor. siparişi verildi. geldi ama üşendim değiştirmeye. Bir sonraki bakımda değiştirilecek.

Ekim ayında 2500 kmlik yarım porsiyon Türkiye turu yaptık. Yol boyunca CBF 600 ü sürmekten çok çok çok mutlu oldum. Yol boyunca inanılmaz rahat bir sürüş yaşattı bana. Seyahat öncesinde takılan Pirelli Angel ST lastiklerden de çok memnunum. Özellikle ıslak performansı oldukça iyi. Üzerinden çıkan lastikler Michelin Pilot Road 2 idi. Pilot Road 2 ye göre Angel ST den daha memnun kaldım diyebilirim. Aslında Pirelliye olan önyargım sebebiyle Michelin Pilot Road 3 takmak istemiştim ama ne yazık ki CBF 600 ün arka lastik ebadında ne yazık ki TR ye getirilmiyormuş. Arka lastiği 180 takmak bir opsiyondu fakat kimse önermedi ve doğru yoldan ilerleyip Angel ST ile tanıştım.

Seyahat öncesinde bir yağ değişimi yapmıştık o sebeple 32000 de tekrardan bakıma girdi motor. yağı ve radyator suyu değişti. yola devam.

İnşallah bir fırsat bulursam bloga da yazacağım bir Şile seyahati yaptım. Tabi ben yine abuk subuk yollar peşinde koşarken altımdakinin caddeye daha uygun bir motor olduğunu unutmuşum. Fakat iki gün sonrasında şehirde yağmuru yiyince motosiklette bir gariplik vuku buldu. Radyatörden dumanlar yükselmeye başlayınca ve su akmaya başlayınca bir panik oldum.Dedim ki ahanda patlattım radyatörü :) Soluğu Hasanpaşa Mototal de aldım. Sonra ortaya çıktı ki biraz çamura fazla bulanmışım Şile yolunda ve petekleri biraz tıkamışım :) Hava tutularak temizlendi. Akan su da yağmur suyuymuş , farkına varmadan bol bol yağmur yemişim. Kısacası CBF i benim gibi çamura sokmayın. Benim gibi şuursuz kullanmayın :)

Soran olursa ; Satmam satmıyorum :)

Ne diyor elin oğlu ; to be continued…

edit 11.02.2012 ;

CBF 600 ile 10.000 km oldu. Bu 10.000 km nin yaklaşık 8000 kmsi de Angel ST lastiklerle geçti. Öncelikle lastik konusunda Angel ST takarken kafamda soru işaretleri vardı. Daha önce Pirelli ile Piaggio Mp3 kullandığım dönemde mutsuz olmuştum. Temel olarak da Michelin e bir sempatim var. Karlı İstanbul günleri dışında tüm kış çok çok rahat ederek Angel St leri kullandım. Yaz performansını şimdiden merak etmeye başladım. Forumlarda okuyorum, CBF 600 ün arka lastik ebadında Michelin Pilot Sport 3 Türkiye’ye ithal edilmediği için bir büyük ebatta takanlar oluyormuş. Michelin Pilot Sport 3 te çok iyi bir kış lastiği olmasına rağmen fabrika çıkışı lastik ebadı dışında birşey takmaya gerek yok Angel ST oldukça iyi.

Kısmetse Mart ve Nisan aylarında uzun yollar yapma fırsatım olacak. Daha detaylı fikirlerimi yazabilirim.

sürecek…

22.03.2012

Geçtiğimiz hafta 1500 km yol yapma fırsatım oldu. Yakıt durumu benim sürüş tarzım sebebiyle biraz coşmuş durumda yağ değişimi öncesinde 1500 km ortalamasında 7,2 – 7,6 lt arası değişen bir yakıt tüketimim oldu. Özellikle Aydın İzmir otobanında 140 – 160 km ortalama ile gittiğim yolda yakıt tüketimim 7,23 lt oldu.

Bu 1500 kmyi yağın son demlerinde yaptım o sebeple yağ değiştirdikten sonra 7 lt seviyesinin altına inmeye başladı.Muhtemelen şu anda 6,5 lt civarındadır tüketimim. Yağı İzmirde değiştirdim. Bu sefer yağ çok fazla incelmiş. o sebeple yakıttaki artış bu sebeple olabilir. Bunun yanında 3 gün ilk gün 11 saat ikinci ve üçüncü günler 7şer saat 6000 devirin altına mümkün oldukça hiç inmeden yapılan bir sürüşten bahsediyorum. Forumlarda okuyorum 5,9 lt gibi bir ortalama var cbf 600 le bunun altında ortalamalar için ise bişey diyemiyorum. Benim motor karburatorlu olduğu için de biraz fazla yakıyor. fazladan bir lt de benim köpeğim olsun.

Bunun yanında tabi motor da yüklü idi. Çok ağır şeyler almamaya çalıştım. Çantalarım da soft case di fakat yine de ağırlık vardı. Şimdi bu ağırlıkla özellikle Aydın İzmir otobanında motorun limitlerini zorlama fırsatım oldu. Daha doğrusu kendi limitlerimi zorladım. Öncelikle şunu belirtmeliyim ki cbf 600 gerçekten çok optimum bir motor.140 km son vites 6000 devir , 160 km son vites 7000 devir , 180 km son vites 8000-8500 devir. Yani uzun yolda motor da yüklüyken, yani ağırlık olarak yük olmasa da aerodinamik olarak çantalar vs. varken daha da hızlı gitmenin mantıklı bir yanı yok. Zaten 180 den sonra hafif hafif rüzgarda kafa sallamaya başladı.Bu anlamda cbf 600 uzun yol yapacağım zaten feci basmayı sevmiyorum diyen insan için çok çok çok yeterli. Kafamda acaba CBF 1000 e mi geçsem soruları varken bu deneme iyi oldu. Bu arada kısa zamanda kısmetse CBF 1000 (eski kasa) inceleme fırsatım olacak. Buradan ayrı bir başlık olarak yazacağım.

Motorumda motor blogunu koruyan koruma demiri ne yazık ki kafa grenajını korumuyor. Bu sebeple yakın zamanda hepco becker koruma demirine bir bakacağım. Konuyla ilgili yine bu hafta bir yazı yazmıştım ;

http://motosikletliyasam.wordpress.com/2012/03/21/kirik-bir-grenaj-hikayesi/

Bu konuyu daha derin çalışacağım ileride. Bunun yanında artçılı sürüşte tam 7000 devirdeyken peglerde inanılmaz bir titreşim olduğu söyleniyor artçılarım tarafından. Bu devir aynı zamanda motorun maksimum torkunu verdiği devre çok yakın. Ben genelde bu devre yakın kalmaya çalıştığım için artçılarım biraz hoşnutsuzlar.

Angel ST lastikleri tüm kıl boyunca kullandım. İnanılmaz memnunum.

Bu arada frenlemeyle ilgili bir sıkıntım olduğundan bahsetmiştim. Bununla ilgili öncelikle fren hidrolikleri kış başında yenilenmişti, EBC fren balataları takıldıktan sonra sıkıntı oldukça azaldı. Bu arada Rahmi Barutçu hocayla bir boş zamanda Autodrome da panik fren çalıştık. Bu arada ben de motora alışmaya da başladım tabii ki. Son aşama olarak ön amortisor borularında çatlama sebebiyle ve patlak yağ keçesi sebebiyle terleme oluyordu. Bu sebeple ön amortisor boruları ve keçeler de değişti. Frenleme şu anda gayet iyi fakat halen Deauville deki rahatlıkta değil, sanırım hiçbir zaman olmayacak.

Bunun yanında 34.000 kmdeyken zincir kendini saldı. Daha fazla zorlamanın anlamı yok diye düşünerek ve yola da çıkacağım düşünerek zincir ve dişliler değiştirildi. Şu anda hem lastik hem zincir , yağlar , sıvılar itibariyle motorun tüm bakımları yapıldı ve yeni gibi. En az 50.000 km ye kadar bu motoru kullanmam gerekiyor ki yaptığım yatırımı çıkartabileyim.

Motorun 36.000 yağ değişimi Motomax İzmir Ahmet Usta da yapıldı. Önümüz bahar diye düşünülerek Castrol 10 50 yağ konuldu. Daha önce Motul 10 40 yağ kullanmıştım. Yağ filtresi K&N olarak takıldı. Bir sonraki yağ değişiminde sonucu söylerim. Ama ilk defa geçen sefer 6000 km yağı değiştirmedim. Yağ bildiğin su haline dönüşmüştü. Devirli kullanım sebebiyle yağ çok çabuk inceliyor o sebeple 3000 de bir değiştirmek en iyisi olacak sanırım.

Şimdilik bu kadar, kısmet olursa Nisan ayında yine 4 günlük bir seyahatim olacak. 1000 – 2000 km kadar daha yol yaparım muhtemelen. Buradan paylaşacağım.

This slideshow requires JavaScript.

Yamaha Fazer , uzuuuuuun bir ikinci vites hikayesi…

Geçenlerde CBF 600 denedikten sonra kanıma dört silindir virüsü girmişti. Bununla ilgili yazıya aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz ;
http://motosikletliyasam.wordpress.com/2011/06/05/kalbim-sirali-4-te-kaldi-bir-cbf-600-deneyimi/

Geçtiğimiz haftasonu sayın hocam Rahmi Barutçu’nun Fazer ını 3 gün kadar kullanma şansım oldu.(www.rahmibarutcu.com / www.lamanerde.com ) Hocam sağolsun gözlerimdeki 4 silindir ışığını gördü ve motorunu emanet etti. Ben de bu sayede fazer deneme şansı buldum.

ilk 2 gün ofis ev arasında yani bostancı kozyatağı arasında kullandım ki bu hiçbir fikir vermedi. Motorun üzerinde 2 adet ixil performans egzosu takılıydı. Şehir içinde aletin çıkardığı sesten dolayı iyi temennileri yüzlerden okudum :)
Pazar günü bir arkadaşıma benim Deauville i verdim , ben de Fazerla mudarlı darlık üzerinden şileye bağlandık. Öncelikle söylemeliyim 80 km den sonra bas bas bağıran egzos durgunlaşıp stabil bir melodi haline dönüyor. Şehir içinde yüksek devirden sonra gaz kestiğimde veya vites düşürdüğümde egzostan gelen patkütpattaktukkütpat şeklindeki hafif patlamalar ise çok çok çok keyifli. Özellikle bu ses arkadan gelen sürücüler için çok iyi oluyor. Memleketin insanı motorun fren lambasına bakmadığı için bu sesle “anam ne oluyo” şeklinde bir yavaşlamaya geçmelerini sağlıyor. Egzos çoğu zaman korna yerine etkili olabiliyor :) Bazen korna trafikte tıkandığınızda hadi ya bekleme yapma şeklinde küfür etmek istediğinizde cılız bıyk bir ses çıkartıp karizmayı sıfırlayabiliyor fakat egzos “hadisene ulan” efektini çok doğru bir şekilde veriyor :) Karşı taraf mesajı hemen anlıyor :) Şaka bir yana çift egzos özellikle arkadan gelen trafik için uyarıcı bir algı sağlıyor ki bu bugüne kadar hiç yaşamadığım birşey ve oldukça faydalı. Egzosun yüksek hızlardaki (+90) sesi inanılmaz keyif verici , düşük hızda ise bir noktadan sonra kafa patlayıyor. Uzun süre performanslı bir şekilde sürünce egzos koltuga hafif bir ısı veriyor. Artçılı kullanım egzos sesi ve selenin arka bölümde dar olmasından dolayı biraz rahatsız. Egzostan anlatmaya başladım ama en önemli detaylar birkaç paragraf aşağıda olacak.

Rahmi Hoca motoru teslim ederken bagaj da bak burada dedi. Bagajdan kastı sele altındaki boşluktu. Ben tabi hem Mp3 kullanırken hem Deauville de gelin bohçası gibi sıkış tepiş herşeyimi doldurmaya alışmışım, önce bir garipsedim. Ama Fazer a çanta(özellikle arka çanta) gerçekten kelebek gibi durur, o anlamda çantasız bir fazer en ideali.

Blogda arama detaylarını , sayfalara hangi arama kelimeleri ile bağlanılabildiğini görebiliyorum. Bir arkadaş CBF 600 ayna titreşim yazıp bağlanmış. Deauville de de uyuz olduğum aynaların konumu ve yüksek devirde titreşimi fazerda yok. Kalıp gibi geniş aynalar titreşmiyor , trafikte arabaların arasından geçerken sıkıntı yaratmıyor. zaten arabaların arasına girince egzostan dolayı bir yol açma durumu meydana geliyor. Bugüne kadar gördüğüm en iyi ve kullanışlı ayna fazer da. Ayna da nedir demeyin bence çok önemli…

Bunun dışında fazer ufak tefek, trafikte daha az dikkat çekiyor. Görünümü itibariyle sanırsam otomobil sürücülerinde bir racing izlenimi oluşuyor ve daha nefret dolu gözlerle bakıyorlar size :) Caddebostan da plakasını düşüren bir Range rover a yandan yaklaştım el kol yaptım adam o üstün arabasının ayrıcalıklı poposunu dayadığı üstün koltuğundan dönüp de bakmadı bile. Ben de ne halin varsa gör dedim, bastım ilerledim. Plakayı bulamayınca üstün beyni algılar belki. Deauville aynı el kol hareketini yapsaydım en azından boy olarak aynı boyda olacaktık.Deauville le yolda ışıklarda durduğumda hiç ilgi göstermeyen Şahin ve Doğan ve bilimum modifiyeli araç sürücülerinin ise takdirine garkoldum.

Yine bugüne kadar kalın ve ağır motorlar kullandığım için fazer cennet gibi geldi. Hem ince olması hem de hafif olması çok ideal şehiriçi kullanımı sağladı.

Hızlanması çok yumuşak, keyifli… Yumuşak deyince yanlış anlaşılmasın gayet güzel hızlanıyor.

En önemli 2 konuya gelmek istiyorum. İlki vites aralıkları. İlk vitesten bahsetmiyorum, motoru çalıştırdık ve ikiye attık. İşte herşey bundan sonra başlıyor. 30-40 kmlerde başlayan ikinci vites keyfi düşük hızlarda debriyaj kontrollu olarak birinci vitese hiç basmadan gidebilme şansı veriyor. Ne kadar devir artarsa artsın titreşim kesinlikle rahatsız edici konuma ulaşmıyor. 120 130 lara yakın redline a girmeye başlayan ikinci vites üçe atınca 140 150 bandında redline a giriyor. Yani uzuuuun ve keyifli bir ikinci vites. Şile yolu boyunca ikinci vitesten üçe attığım çok nadir oldu. Dehşet genişlikteki ikinci vitesten sonra vites aralıkları darlaşıyor ama ikinci vites çok çok iş görüyor. Üçten sonrası ise yemedi diyebilirim. Kaldı ki motorda 6 vites var. Benim deauville i alan arkadaş şile yolunda arkada şrak şrak vites değiştirirken kaskımın içinde bir sırıtma hali vardı. Geçide girince egzos sesiyle kendisine gereken ayarı da verdim, kendisi bugün Yamaha’dan yeni fazerı alarak test sürüşüne çıkıyor :)

İkinci konu ; Yüksek devir az titreşim = süper viraj. Lastiklerin boyutu ve şekli olsun vites aralıkları olsun motorun rake açısı olsun resmen viraj için yaratılmış. Emanet motor ve motora alışkın değilim diye çok çok yatıramadım ama ben yatarım sen korkma dedi yol boyunca. Ben de bi dur kardeş delirtme beni dedim kendisine :) Fazer ın üzerindeki adamın akıllı olması lazım alet akıllı adamı delirtebilecek potansiyele sahip o sebeple fazerın 98 beygirinin, akılsız adamı fazla üzerinde tutmayacağı çok açık. Buradan beygir vs. demişken başka göndermeler yapardım ama politikaya girmek istemiyorum :)

Fren konusunda motorun uzunluğu daha doğrusu kısalığı sebebiyle arka fren gücü aniden ön frene rahatlıkla geçiyor. Şehir içinde güneşli havada düşük hızda bütün gün yaz güneşi yemiş asfalt tek ve sert arka frende abuk subuk tepkiler verebiliyor. Forumlarda daha önce okuduğum Fazer ın frenlerinin sakat olduğu vs. idi. Bir sakatlıktan bahsedemeyeceğim ama ön arka iyi kombine fren yapmak gerekiyor. Fazer kullanım itibariyle özellikle frenler için usta motorcunun motoru. Ben eğitime ve sürüşe ne kadar önem göstersem de usta değilim, daha gidecek çok yol var ve bir süre daha fazerla gitmek yemiyor açıkçası.

Önde puig cam vardı. Ben yine yelken gibi camlara alışkınım ve başta garip geldi fakat daha önceki harley sürüşündeki CBF 500 deki naked durum yok. Yani rüzgar daha gelme demiyor. Biraz eğil de gel diyor :) Oturuş pozisyonu CBF 600 a göre daha eğik, tabi bu viraj ve rüzgara mukavemet için olumlu referans verir bir özellik ama ben kendi adıma kırık kuyruk sokumu kemiğim itibariyle daha dik oturuş pozisyonlarını tercih ediyorum.

Ön farlar bildiğin çirkin. Ama bu yorumu yapan çirkin motorları seven ben gibi biri olunca çoğu kişiye güzel gelebilir. Arka fren oturuş pozisyonu ile alakalı olarak biraz daha öne yatık. Tam anlatamadım sanırım yani öne yatık oturunca otomatikman arka frene de daha öne yatık basıyorsunuz. Benim sevdiğim bir durum değil.

4 silindir konusundaki sürüş zevki vs. gibi izlenimlerim fazer la daha da gelişti. 4 silindir gerçekten insana zevk veriyor ve sürüş anlamında da insana daha fazla şey katıyor gibi gelmeye başladı.

Bir sonraki motorum kısmetse dört silindir olacak.Pek yakında blogda 2 adet dört silindirli motosiklet incelemesi yazısı daha gelecek. Kısmetse bunlardan biri uzun dönem incelemesi(yani müstakbel motorum CBF 600) biri de test sürüşü şeklinde olacak. Crossrunnerla ilgili yazı yazmıştım geçen hafta, Crossrunner Türkiye de satışa başlanmış , Mototal test aracı da getirecekmiş. Test sürüşü için Mototal’in kapısını şimdiden aşındırdım. Emok a katılacak arkadaşlar Eskişehir de test sürüşü yapabileceklermiş. Sonrasında İstanbul’a geldiğinde bir gün test sürüşü için alacağım.

Yazının sonunda tekrar hem fazerı emanet ettiği için hem de bugüne kadar motosiklete dair beynimde açtığı çığır için Rahmi Barutçu hocama teşekkürü borç bilirim.

This slideshow requires JavaScript.

Ortaya karışık ! Ducati Multistrada ; Honda VFR800X Crossrunner

Motosiklet maceram aslında yeni başladı. Bir seneyi biraz geçti. Bu süreçte 2 scooter ve bir vitesli motosiklet sahibi olabildim. Bunun yanında değişik markaların değişik modellerini deneme sürüşü yaptıkça inceleme yazılarıyla yazmaya çalışıyorum. Dört silindirli motosikletleri denedikçe aslında bu motorların sürüş zevkinin çok yükseklerde olduğunu hissetmeye başladım. Buna karşın oturuş pozisyonları daha eğik veya daha yere yakın , Trafikte kapladıkları alan daha küçük. Ben kendi adıma kalıplı motorları daha çok beğeniyorum ama bu kalıplı motorların kalaslık derecesindeki sertliklerini sevmiyorum.

Motosiklet seçerken kendim için bir eleminasyon yöntemi belirliyorum. kaç silindir , kaç cc , ne kadar yakıyor? , tour camı var mı? , artçı konforu nasıl ? şehir içi performansı nasıl (cüssesi vs.) itibariyle gibi. Dün bir cafede otururken daha önce hiç duymadığım bir motosiklet sesi duydum. Modeline ilk baktığımda çıkartamadım. Daha önce Korlas ta ve fuarda multistrada’nın üzerine oturmuştum fakat kırmızı renkti. Sesini duyduğum motosiklet Multistrada ymış. Motor siyah renk ve gece olduğu için sonradan farkettim. Yalnız motorun sesi (bence) bildiğin kötüydü. Şimdi Multistrada türkçeye tam çevrilirse çoklucadde gibi bir anlama geliyor. İlk başta akla gelen çok kullanımlı bir cadde motosikleti gibi fakat cadde motosikletleri genellikle 4 silindir oluyor. Bu arkadaşın(multistrada’nın) ise iki silindiri ve o iki silindirin bir greyder gibi gürültüsü var. Lastiklere bakıyorsun bildiğin düz caddemotoru lastiği gibi, tırnaksız silme lastik. Şimdi beynim tahayyül etmekte zorlanıyor. Hayvani cüsseli bir motosiklet yapıyorsun , çift silindir ve düz lastik koyuyorsun. Oturuş pozisyonu endurolar gibi dik oturuş pozisyonunda ve yerden yüksekliği gözetleme kulesi gibi. Hangi amaca hizmet ediyor algılamakta zorlanıyorum. Yarın öbürgün kullanma fırsatım olur beğenirim de şöyle iyiydi böyle güzeldi derim o ayrı, o hakkımı saklı tutuyorum. Zaten bugüne kadar begenmiyorum dediğim, önyargıyla yaklaştığım tüm motosikletlerin belli özelliklerini beğendim.

Fakat bu belli özellikleri begenme konusu çok pis bir durum yaratıyor. Kullandığım motorun belli özelliklerini beğendiğin için beğenmediğin özellikleri aslında diğer modellerde çok daha iyi. Tabi bu diğer modellerin de beğenmediğin fakat kendi motorunda iyi olan özellikleri var Örneğin geçtiğimiz günlerde bir fazer bir CBF 600 kullanma şansı buldum. Şehir içinde vites aralıkları süper , hiç yorucu değil. Cüsse itibariyle her yere girebiliyor,hafif ama benim Deaville deki gibi rüzgar koruması, çanta olanağı yok , oturuş ve görüş pozisyonları yüksekte ve dik değil. Yani hepsini bir arada bulabilmek imkansız gibi.

Konuya dönersek Multistrada arkadaş sanırsam bir yol açtı. Bundan sonra benzer motosikletleri markalar üretecek ve benzer devasalıkta tırnaksız lastikli garip motoorganizmalar göreceğiz sokaklarda. Bir diğer model önümüzdeki sene Türkiye’ye gelecek olan Honda VFR800X Crossrunner. Bildiğimiz gibi VFR800 daha spor karakterli sport-touring kategorisindeki bir motosikletti. Kullanmışlığım yok, huyunu suyunu bilmem. Fakat VFR 800 deyince 4 silindir, daha spor bir oturuş konumunda bir motosikletten bahsediyorduk. Honda bu arada bu sene yeni Crossrunner motosikletini VFR800X alt model numarasıyla piyasaya sürdü. Bu sene Avrupa’da satışa sunuldu. Takip etmeye çalışıyorum ama kullanıcı görüşü bulmak pek mümkün değil. Satışları ne alemdedir bilinmiyor(ya da ben bilmiyorum). Arkadaşa bakıyorum , Multistrada gibi enduro motorları andıran bir cüssede minik bir ön cam ve spor görünümlü ön ve bilhassa arka lastikle arz-ı endam eyliyor. Çift çızıkla yazayım dört silindir. Öncelikle modelleri oluşturan Japon Honda mühendislerini buradan takdir etmek istiyorum. Nasıl bir hayal gücü ! Ortalama 160 cm boya sahip Japon milletinin mühendislerinin böyle yüksek ve kalıplı bir motosiklet tasarlamaları çok ilginç. Bir de üzerine 4 silindir koymaları ayrı bir hayal gücü. Yani birşeyler yazmak istiyorum ama ne multistrada için ne Crossrunner için birşey diyemiyorum. Çünkü anlamlandıramıyorum.

Zaman içinde göreceğiz bu tip motorlar tutacak mı? Sanırsam yukarıda bahsettiğim eleminasyon sürecinde bizlerin kafasını daha da karıştırmak için yapılmış tahrikler bunlar. Eskiden ne kolaydı, kaç silindir ; 2 , o zaman enduro tip motorlara bakmaya başlıyorduk. Şimdi kaç silindir;4 ama büyük motorları seviyorum ama neyse artık nakedlara bakayım ben diyemiyorsunuz ortada bir de Crossrunner gibi seçenekler olmaya başladı.

Son cümleyle bitirelim. HAY BİN KUNDUZ ! , MOTOSİKLET SEÇMEK ARTIK DAHA ZOR…

(P.S. : Yazıda enduro dan kasıt çift silindirli Enduro adı altında satışa sunulan motorlardır, zira onlar da tek silindirli amcalarının oğulları gibi arazi amaçlı değil daha cadde odaklı tasarımlarla satışa sunuluyor günümüzde.)

Kalbim sıralı 4 te kaldı :) Bir CBF 600 deneyimi

Geçtiğimiz hafta boyunca motorun üzerinden inmedim. Sürekli bir koşuşturma içinde geçti. Yoğurt kıvamında sürekli değişen havalarda koşuşturma içinde terleyince rüzgar mı yedim ne olduysa cumartesi akşamına doğru gripsel belirtiler oluşmaya başladı.

Pazar günü arkadaşlarla çok güzel bir gezi programı vardı. Genelde gezilere eşimle katıldığım için benim için motosikletli yaşamın birinci kuralına uydum. Kural ne mi diyeceksiniz ; sinirliysen yorgunsan kafan dağınıksa motora binme! Geçmişte bunu kötü bir tecrübeyle deneyimlemiştim. Neyse eşimle beraber arabamızla buluşma yerine gittik. İlk durak Sapanca daki Natürköy tesisleriydi. ( http://www.naturkoy.com.tr/ ) Bir kahvaltının ardından Düzce yakınlarındaki Efteni Gölü ve Güzeldere şelalesine gidilecekti. Sabahki yorgunluğumdan ikinci kısma katılamayacağım belli gibiydi. Kaldı ki konu motosiklet olduğunda her zaman motosiklet birinci planda olur benim için (eşim bu genellemenin dışında tutulmuştur - kendisi de blogu okuyor :)

Bir arkadaşım geçen seneden beri CBF 600 sürücüsü. Ben de Honda GS2 eğitiminin sonunda CBF 1000 deneme şansı bulmuştum ama o zamanlar hem vitesli tecrübem çok azdı ve CBF 150 ile verilen eğitimden sonra büyük motora titreye titreye binmiştim. Bir yandan da Honda kapalı parkurda eğitim yaptığı için pek birşey anlamamıştım. Arkadaşım Can dan çekine çekine motorunu denemek için izin istedim , sağolsun anahtarı verdi.

Öncelikle zaman uygun değildi, parkur uygun değildi. Köy yolu gibi bir yerde 10 dk kadar motoru deneme şansım oldu. Yorumların çok çok derin olamayacak o sebeple. Adım adım gidelim ;

Neden denemek istedim ?

Bugüne kadar scooter ve Honda Deauville dışında motor tecrübem yoktu. 4 silindiri merak ediyordum, bunun sebebi de bir sonraki motosiklet tercihim arasında 4 silindirli bir model acaba ?? dedirtiyordu. Bir sonraki adım için 2 yol olduğunu düşünüyorum Biri RT1200 gibi bir touring le devam etmek tamamen modele olan duygusal yakınlığım sebebiyle ve artçılı sürüş yaptığım için. Ama eşim de bugünlerde motosikletli yaşama adım atmakta olduğundan ileride beraber 2 motor olarak yol yapacağımızı düşünerek bir 4 silindirli ile tanışmak istedim. Artçı rahatlığı vs. den söz edemeyeceğimiz fakat viraj ve yol performansı olan Fazer veya CBF 600 – 1000 gibi bir modeli denemek istiyordum. Özellikle yeni kasa CBF 1000 agresif ön görünümü ve koskocaman devir saatli yeni kadranı ile yüreğimi hoplatıyordu son günlerde.

Bir diğer sebep ise CBF 600 ün lastik çapının geniş olması ve viraja daha uygun yapısı. Arka lastiğe baktığımda bir de benim Deauville in lastiğine bakınca ya bu CBF le viraj denemek lazım demiştim ilk gördüğüm gün. Neyse 10 dk da tozlu bozuk köy yolunda emanet motorla çok denemeyedim ama anlatacağım aşağıda…

CBF 600 Yorumlarım…

Denediğim motor 600 cc karbüratörlü 2007 model Leovince performans egzoslu bir CBF’ti. Herşeyden önce şunu söyleyeyim ; Sesi için bile alınır , hatta sadece sesi için alınır. Leovince egzosu olmadan da dinlemiştim CBF 600 ü , hatta bence Leovince olmadan sesi daha tiz ve daha güzeldi diye hatırlıyorum. Motorun sesi sıralı 4 silindir sebebiyle ince bir kahkaha gibi. Egzostan duyulan ise onun yankısı diyelim.

Öncelikle bindiğim motorda topcase yoktu, yan çanta yoktu, hiçbirşey yoktu. Onu güzel yapan da belki buydu. Hayat boyu sürekli bir yerden bir yere giderken bir şeyler taşımaya alıştığım için CBF e bindiğimde üzerinde hiç yük olmaması çok hoşuma gitti. CBF i ileride motor olarak seçmemdeki en büyük engel de bu gözüküyor , CBF in üzerinde çanta olduğunda yarış atına eşek heybesi vurulmuş gibi oluyor. Bazı şeyler vardır sade güzeldir ya, CBF te öyle. CBF sade türk kahvesi gibi damakta hoş bir tat bırakıyor :) 

Aslında bu yazdıklarımı çok çok muğlak yorumlar olarak düşünün. Çünkü 10 dk, hafif tozlu,mıcırlı topraklı bir araç genişliğinde asfaltı olan , sürekli araba trafiği olan (pazar mangalcıları sebebiyle) bir yolda edindiğim ilk izlenimler. Yanılgıya açık yorumlar. Bu yorumlara güvenip CBF alacak biri olursa bana küfretmesin.

Sesi muhteşem demiş miydim ? :) Benim için en önemli noktalardan biri touring cam. CBF te cam naked camından biraz yüksek, arkadaşım rüzgarın yönünü değiştiren bir eklenti parçasıyla biraz bertaraf etmiş ama yol boyunca ikinci vites ve 70 km yi geçemememe rağmen 70 den sonra bu şekilde rüzgarda insanı uzun yolda yorabilir gibi geldi. Fakat bir olumlu tarafı da şu , selenin ergonomisi(2 parçalı ) sayesinde hız arttıkça popoyu geri kaydırıp öne biraz daha eğilip motorla daha fazla yekpare olunabilir, bu özellikle virajda daha iyi bir bütünlük sağlayabilir.

Bir diğer konu da devir, Deauville de 5000 devir ve üzeri kullanıyorum , CBF in de redline u 10.000 devirde başlıyor. Yine 5000 devir hatta 6000 devir üzerinde kullanmak istediğimi düşünürsek Deauville le arasında bir fark var. CBF te 5000 devire göz açıp kapayıncaya kadar geliniyor, Deauville de 5000 e kadar olan aralık geniş genişşşşşş. Bu da 4 silindirin farkı sanırım.

Titreşim  konusuna gelince. O da ne ? CBF te titreşime dair birşey yoktu. Belki de sürüşün kısalığı ve parkurun imkansızlığı nedeniyle böyle oldu ama titreşim konusundan bakacak olursak eğer denediğim CBF motosikletse kullanmakta olduğum Deauville ve bugüne kadar kullandığım/denediğim tüm scooterlar ne yazık ki eşek arabası :).

Vites, Debriyaj çok yumuşak. Nazik bir kız gibi. Deauville de vites atarken LAK LUK ŞRAK gibi seslere CBFte yer yok. Sen vitesi değiştiriyorsun CBF “Tamam abicim değişti” diye cevap veriyor sanki.

Ağırlık ise apayrı bir mevzu ; Bugüne kadar hep eşek yükü motosikletler kullandım ve o motosikletleri ekipman cart curt ile deli gibi yükledim.Kullandığım Piaggio Mp3 ler (250 & 400) ve Deauville sınıflarına göre hep ağır motosikletlerdi. CBF kullandıktan sonra farkettim ki Deauville çok ağırmış , özellikle ön kısmı. Dediğim gibi viraj alamadım adamakıllı ama bu kadar ağır motosiklet kullandıktan sonra CBF 600 kullansam kendisini virajlarda coştururum. ağırlıkla alakalı bir diğer konu ise şu ; CBF 600 ile şehir içinde insan feci rahat eder izlenimi oluştu bende(tabii yazın – aşağıda değineceğim). Dar, yan çanta vs yok – yapısı ince, ön aynalar Deauville e göre daha yüksekte ve önde değil.

4 mevsim motora binen bir adam olmasam, 3 ay güneşli havalarda sadece viraj zevki almak için motosiklet kullanıyor olsam. CBF ten başka motora zor binerim fakat rüzgar konusunu yukarıda biraz anlattım. Yağmurda insan CBF in üzerinde ne konuma gelir tahayyül edemedim. Bir kere botlar vs. yağmurda harap olabilir. Lastikler de biraz daha yol karakterli(az dişli ) olduğu için yağmurda sahibini üzebilir. Bakın üzebilir diyorum , kullanana sormak lazım. 

600 cc bana çok seri geldi. Yani benim gibi sakin sürüş yapan biri için 1000 cc si fazla olur. Ben şahsen 1000 cc CBF in hakkını veremem , kaldı ki 600 cc sininkini viraj anlamında verebilsem de hız anlamında zor veririm.

Gösterge paneli ise bildiğimiz Honda gösterge paneli. Deauville de ki gibi 1990 yılların arabalarının gösterge panelleri gibi. Ben kendi adıma bu tip panellerden sıkıldım, Yeni CBF 1000 in paneli gibi bir panel olmalı bu motorda. Önümüzdeki sene gelecek CBF 600 ler umarım CBF 1000 in gösterge paneli gibi olur, o zaman bir sıfır CBF 600 satın almak için eksik olan herşey tamamlanmış olabilir.

Yazıyı son olarak gösterge panellerinin fotoğraflarını ekleyerek bitiriyorum. Bundan sonra bir de Yamah Fazer denemek farz oldu. Bir CBF 600 üm olsaydı çok güzel anılarımız olurdu izlenimi oluştu 10 dk. da :) Nihai yorumum şu ; Kalbim sıralı 4 te kaldı..

eskisi şu ;

yenisi şu ;